Tavan Arası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tavan Arası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aydınlıktır Yüzün
In Tavan Arası21 Eylül 2011 Çarşamba

AYDINLIKTIR YÜZÜN
İyi çocukların
Göz kamaştıran başarıları vardır,
Kötü çocukların ise
Derin hüzünleri..
Yine de hüzünlü bir çocuk kadar
Güzel gülümseyemez,
Elimize tutuşturulan
Bir yanı eksik bir diploma..
K.Saat
Bazen hayat sana sunulandan fazlası değildir..
Dinlemelik..
In Tavan Arası7 Haziran 2011 Salı
Her sabah yaptığım gibi koşturarak evden çıkıyorum,
Gece uykularını terk ettiğim için sabahları kalkmak malum bir nevi işkence, olsa da uyanmak güzel (:
Evimin hemen yanındaki güler yüzlü personeli ile Petek Pastanesi, tabi ki güler yüzlü değiller çünkü onlarda uykusuz,
Kahvaltı fırsatı bulamayan garip kişilik bu pastanenin peynirli poğaçalarını acayip seviyor.
O dörtyol ağzında pastaneden fırlamamla kendimi yolun ortasında bulmam bir oluyor ve zaten felç olan trafik benimle düğüm oluyor.
Önüne baksana diye haykıran beyefendi, karşıdan neredeyse kaçmak üzere olan servisimin farkında değil tabiki..
Neyse ki şoför varlığımı fark edip duruyor,ben de ışığı bekliyorum haliyle.
Otobüse kendimi atınca genelde yaptığım ilk iş açıp kitabımı okumak..
Maksat uykumu açmak, kitap sevgisi ile ilgisi yok.
Bütün servis ahalisi uzun yolculuk boyunca uyurken ben o kalabalıkta yalnız kalmayı başarıyorum.
İşte tam o sırada radyo çalmaya başlıyor,fonda Zeki Müren o güzel sesi ile "Seviyorum işte var mı diyeceğin! Seviyorum işte var mı diyeceğin!"
Yüzüme yayılan o kocaman gülümsemeyi fark ettiğimde kendimi topluyorum ve etrafıma bakıyorum bu kız neden gülüyor diyen var mı acaba diye,
Tabi ki yok, büyük ihtimalle yarım kalan rüyasını tamamlıyor herkes..
Bense bu şarkı ile mutlu oluyorum (:
Çünkü "Seviyorum işte var mı diyeceğin"...
"Derya olsan alem benim,
Nefes olsan neyzen benim,
Gönül olsan sevda benim.
Seviyorum işte var mı diyeceğin!
Sen baharsan mevsim benim
Sen muratsan yeşil benim
Sen mızrapsan nağme benim
Seviyorum işte var mı diyeceğin!"
Ee dinlesenize hadi... (:
...
Yürüyelim Seninle İstanbul'da
In Tavan Arası12 Nisan 2011 Salı
YÜRÜYELİM SENİNLE İSTANBUL'DA
Kırmızıyı sevdiğini bilseydim
hayallerim kıpkırmızı olurdu
İstanbul hala güneşin ardında
ufuklarında birkaç kara leke
birkaç kan pıhtısı dudaklarında
İstanbul hala sevimli mi sevimli
ve hala bir tomucuk tadında
yürüyelim seninle İstanbul'da
korkusuz bir rüyadır
bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da
birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü
yenilgisiz bir muamma gibidir
arar bulusmayan ellerimizi
deli rüzgar yine sarhoş, hovarda
tam orada, Çamlıca yokuşunda
birkaç bulut çekelim gökyüzünden
damarlarımızdan geçirelim ve birden
bırakalım suların üzerine
sen bir defa konuş, sen bir defa gül
kumlu ebrular yapalım seninle
serpmeli ebrular, bülbülyuvası
hercaimenekşe, gonca ve sümbül
yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında
yürüyelim seninle İstanbul'da
boğaziçi magrur türkülerini
gözlerine baka baka söyleyin
martılar üşüyünce
denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi
anlayabilir misin
neden çıban gibi büyür bağrımda
büyürde kelebek olur bu sızı
kırmızıyı sevdiğini söyledin
bu yüzden mi günlerdir
İstanbul'da gül kokusu yayılan
tepeler kırmızı, sular kırmızı
İstanbul bilmeli ki, sahillerine
mehtabı taşıyan senin bakışlarındır
İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler
önce senin yüreğine açılır
uzaklarda bir yerde
toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın
parmaklarında hüzün
sana doğru akan nehrin
ağlayan suretidir
bir elimizde umut
bir elimizde sevda
yürüyelim seninle İstanbul'da
musiki kesilsin, tükensin yazı
çaresiz kalınca mızrap ve şiir
ozan bir kenara bıraksın sazı
ressam fırçasına neden mi kızgın
tuvalde çizgiler, renkler kırmızı
kırmızıyı sevdiğini bilince
çekilir mi artık güllerin nazı
Anadolukavağı'nda her akşam
burcu burcu bir rüyadır hayalin
karanlık, hüznünü düşürür dağa
kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar
endamın her sabah iner toprağa
hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz
ayrılık acıyla süzülür kandan
nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda
dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler
öylesine yorgun, mahzun ve candan
İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda
uykusundan uyanınca fırtına
dalgalar türkümüze aşina olur
yüzümüze bakınca deniz fenerleri
sahibini arayan gemilerin
çığlığıyla vurulur
tarih heyelandır hainlerin ardında
İstanbul tarihin soylu anası
biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız
sevdayı kız kulesi'nden
yalıların burukluğu altında
geçiyoruz sokaklardan delice
anlayabilir misin
beyoğlu'nda gezinen
hayal kırıklığının benden türediğini
anlayabilir misin
kırmızı neden böyle
doldurur aynalara inleyen yüreğimi
sana giden yolların kavşağında
bir adam direniyor izini bulmak için
siliyor tanyerine akan alın terini
ufkunda sapsarı umudun rengi
mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah
arıyor sessizce kaybolan günlerini
Gülhane'de simit satan çocuklar
nasıl anlasınlar ellerimizin
neden böyle çekingen olduğunu
Ayasofya önünde tramvay bekleyenler
gökyüzüne dokunurken bu acı
kimdir diye sorsunlar içlerinden
birlikte yürüyen iki yabancı
biz gitsek de, İstanbul'da yine de
yıllar yılı gezinmeli bu sızı
benden bir yaralı şiir kalmalı
senden bir tebessüm, bir de kırmızı
Nurullah Genç
Nisan Yağmuru
In Tavan Arası8 Nisan 2011 Cuma
NİSAN YAĞMURU
“Şerefü’l mekan bi’l mekin.” *
Serin rüzgârlar esiyor insanı kendine getiren, acıyı tüm zehriyle içime dolduran. Uzaklaştığım kıyıların yakınlarından geçiyor gemilerim, ne çok yol almışım, ne kadar yabancılaşmışım, meğer ne uzağa düşmüşüm. Hiçbir çaba yakınlaştırmıyor, hiçbir akıntı o kıyılara savurmuyor. Rüzgârda artık benden yana, uzaklaştıkça uzaklaştırıyor. Hatıralarım yanı başımda yine de uzakta işte sevdiklerim, ruhumdan çok uzakta...
Bazen bir nota ilişiyor gözüm, bazen bir kitabın satırında takılı kalıyor aklım, yetim kalan bir şarkının tınısı sokuluyor yamaçlarıma, buğulanıyor camlar, isimlerini yazsam diyorum gözbebeklerime. Her rüzgâr, her gece, her gündüz hatırlatmasa, camlarda kalsa adları da ruhuma yaklaşmasa, dingin şimdi sular, taşlar düşürmeseler sığ sularıma, dalgası büyük oluyor, atlatması buhranlı, soluk satırlar kalıyor geride bir de sesli sessiz, belli belirsiz ahlar...
Dünyaya sığmaz oldu içime, hep içime, sineye çektiklerim. Düştü çiçekler döküldü yapraklarım, yıkılır sandım dünyalar, dar gelir bu gök kubbe, sandım ki karanlık gelir artık baktığım her göz, duyduğum her söz çarpar duvarlara, yerle bir olur. Sanırdım ki ben yalnızlık kalesinin sessiz bekçisi... Sanırdım ki söylenir, sanırdım ki yazılır..
Yorgun bir şehir, gecenin gölgesinde küf kokuyor sığındığım liman, yanaşmasın gemiler, dört tarafım dalgakıran. Kaçıyorum şimdi samimiyetsiz seslerden, kaçıyorum nasılsın cümlesine çöreklenen ihanetlerden.Kalbe uğrasa söz, bilirim uğrar benim de kalbime, dilinden zehir gibi akıp geçse de vefa, gözümden dökülür adın.Yine de sen üzülme sakın,bu kez bildiğin dilden ağlamayacağım.. Ben yine bilinmeyen zamanlarda, bilinmeyen hikâyeler yazmaktan usanmayacağım.
K.Saat
*Bir makamın şerefi,orada oturandan gelir, o kişinin güzelliği o mekana şeref verir.
Yıldız Tutulması
In Tavan Arası22 Ağustos 2010 Pazar

"Bir yıldızla konuştum adı SİTARE,Annesi gibi sevdim,Beşiğini salladım,Uyutamadım."
YILDIZ TUTULMASI
Bismihû...
Rahlesine geceyi koymuş bir yalnızın kalem sesi bu, siyaha küstürmesin okuduklarım, aç ellerini yıldızların oyun parkından gözlerini güldürecek hayaller getirdim. Vefanın sokağında düğün alayı kurmuşlar, yerlere saçılan anılardan sevgiler devşirdim geldim. Yetim bir çocuğun selamını getirdim, kayıp yıllarında çalan hüzün bestesinden gözlerine sürmeler çekmeye geldim, ağlama sakın, çocuk oyunları kurmaya geldim, içimdeki çocuğu avutamadım da, masallarından bir tutam uyku almaya geldim. Dinlersen eğer okuduklarımı, gecenin bestesini notasız çalmaya geldim.
Dilsiz bir mütercimim, aşkın sadrını yıkmaya geldim, tüm sesli harfleri bir bir yok olmuş alfabemi yeniden sökmeye geldim. Başımı dizlerine yaslayıp doyasıya ağlamaya geldim, aşka takılmış kirpiklerime gecenin karasından sürmeye geldim. Teselli hazretlerinin muskasını yeryüzünde unuttum, gözlerine bakıp huzur dolmaya geldim, dua için açılan ellerine ömrümün baharından çiçekler vermeye geldim. Sitem etmem, okuyamadığım satırların bilinmezliğine yanmaya geldim.
Sığındım sularına, dost diye inleyen bülbülün nidasıyla geldim. Çaldığın vefa bestesinin her notasına âmin demeye geldim. Gönlümde açan çiçekleri güldürdün ya, yollara döşenmiş taşlara aldırmam, bahar ülkesine varmanın düşüyle geldim. Kırgınlıklarımı satır aralarına sakladım, gözlerine aşina masalın büyüsü bozulmaz, külkedisinin düşüne gerçek katmaya geldim. Bak ellerimin dünyalık kirine, hayal âleminin sularında düşlerimi yıkamaya geldim. Saçlarıma yıldızlar dökülmüş, karanlık geceni yıldızlarla süslemeye geldim. Aşkın notasına basıyorum, duymuyor musun, bu dansı ruhuma lütfet diye geldim...
K.Saat
Duanın Şıklığı
In Tavan Arası14 Haziran 2010 Pazartesi
DUANIN ŞIKLIĞI
Herkes çok şıktı, bütün marifetler sergilendi.
Gözlerimi kamaştırdı tavır ve tutumlar.
Hal böyleyken bana yakışacak en güzel elbise susmaktı,
Zaten başka temiz elbisemde kalmamıştı.
Kuşanıp tüm suskunluğumu,
En vakur duaları kalbime doladım.
Onlar bildiklerini okudular,
Ben onların bilmediklerini.
....
K.Saat
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















