...Hazan Makamı...

...Hazan Makamı...
Şüphesiz şiirin bir kısmında hikmet vardır.

...Fikir Sancısı...

...Fikir Sancısı...
Duyun bir yerlerde biri sözlerle vurulmuş.

...Tavan Arası...

...Tavan Arası...
Yolu Dünyadan Geçen Her Kelimenin Mekanı.

...Kitaba Dair...

...Kitaba Dair...
Okumalarımdan Arda Kalan ve Kitaplara Dair Her Şey.
Tavan Arası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tavan Arası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ucuzluk var!

28 Aralık 2013 Cumartesi



Bakıyorum, bir telaş herkeste!
Sanki "ucuzluk" haberi almış gibi koşturuyorlar.
Nereye?
Nefret etmeye!
Artık ne bulduysa,
Eline ne tutuşturulmuşsa,
Hangisine ikna olmuşsa,
Ondan nefret etmeye...

Haşmet Babaoğlu

Aydınlıktır Yüzün

21 Eylül 2011 Çarşamba















AYDINLIKTIR YÜZÜN

İyi çocukların
Göz kamaştıran başarıları vardır,
Kötü çocukların ise
Derin hüzünleri..
Yine de hüzünlü bir çocuk kadar
Güzel gülümseyemez,
Elimize tutuşturulan
Bir yanı eksik bir diploma..

K.Saat

Bazen hayat sana sunulandan fazlası değildir..




Mülteci

18 Ağustos 2011 Perşembe



Asr suresinin gölgesine sığınma çağında vurdular bizi,
Ölümlerin gecesi gündüzü yok,ya duaların!
"Asra yemin olsun ki.."

K.Saat

Muğlak



Biri bize salık verseydi,cennetin ortasında diken yetiştirecektik.
Allah bize kudret verdi,cehennemin ortasında çocuk yetiştiriyoruz!

K.Saat


Dinlemelik..

7 Haziran 2011 Salı



Her sabah yaptığım gibi koşturarak evden çıkıyorum,
Gece uykularını terk ettiğim için sabahları kalkmak malum bir nevi işkence, olsa da uyanmak güzel (:
Evimin hemen yanındaki güler yüzlü personeli ile Petek Pastanesi, tabi ki güler yüzlü değiller çünkü onlarda uykusuz, 
Kahvaltı fırsatı bulamayan garip kişilik bu pastanenin peynirli poğaçalarını acayip seviyor.
O dörtyol ağzında pastaneden fırlamamla kendimi yolun ortasında bulmam bir oluyor ve zaten felç olan trafik benimle düğüm oluyor.
Önüne baksana diye haykıran beyefendi, karşıdan neredeyse kaçmak üzere olan servisimin farkında değil tabiki..
Neyse ki şoför varlığımı fark edip duruyor,ben de ışığı bekliyorum haliyle.
Otobüse kendimi atınca genelde yaptığım ilk iş açıp kitabımı okumak.. 
Maksat uykumu açmak, kitap sevgisi ile ilgisi yok.
Bütün servis ahalisi uzun yolculuk boyunca uyurken ben o kalabalıkta yalnız kalmayı başarıyorum.
İşte tam o sırada radyo çalmaya başlıyor,fonda Zeki Müren o güzel sesi ile "Seviyorum işte var mı diyeceğin! Seviyorum işte var mı diyeceğin!"
Yüzüme yayılan o kocaman gülümsemeyi fark ettiğimde kendimi topluyorum ve etrafıma bakıyorum bu kız neden gülüyor diyen var mı acaba diye,
Tabi ki yok, büyük ihtimalle yarım kalan rüyasını tamamlıyor herkes..
Bense bu şarkı ile mutlu oluyorum (:
Çünkü "Seviyorum işte var mı diyeceğin"...

"Derya olsan alem benim,
Nefes olsan neyzen benim,
Gönül olsan sevda benim.
Seviyorum işte var mı diyeceğin!

Sen baharsan mevsim benim
Sen muratsan yeşil benim
Sen mızrapsan nağme benim
Seviyorum işte var mı diyeceğin!"

Ee dinlesenize hadi... (:





...


Olmasın

10 Mayıs 2011 Salı



"Zor" diye fısıldadı bir peri, "Tüm adımların başındasın"..


Masallara inanmak hep zor geliyordu ya,
Gördüklerine inanmak bu kadar zor olmasındı.."

K.Saat

...

Yürüyelim Seninle İstanbul'da

12 Nisan 2011 Salı




YÜRÜYELİM SENİNLE İSTANBUL'DA

Kırmızıyı sevdiğini bilseydim 
hayallerim kıpkırmızı olurdu 

İstanbul hala güneşin ardında 
ufuklarında birkaç kara leke 
birkaç kan pıhtısı dudaklarında 
İstanbul hala sevimli mi sevimli 
ve hala bir tomucuk tadında 
yürüyelim seninle İstanbul'da 

korkusuz bir rüyadır 
bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da 
birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü 
yenilgisiz bir muamma gibidir 
arar bulusmayan ellerimizi 
deli rüzgar yine sarhoş, hovarda 

tam orada, Çamlıca yokuşunda 
birkaç bulut çekelim gökyüzünden 
damarlarımızdan geçirelim ve birden 
bırakalım suların üzerine 
sen bir defa konuş, sen bir defa gül 
kumlu ebrular yapalım seninle 
serpmeli ebrular, bülbülyuvası 
hercaimenekşe, gonca ve sümbül 

yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında 
yürüyelim seninle İstanbul'da 
boğaziçi magrur türkülerini 
gözlerine baka baka söyleyin 
martılar üşüyünce 
denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi 

anlayabilir misin 
neden çıban gibi büyür bağrımda 
büyürde kelebek olur bu sızı 
kırmızıyı sevdiğini söyledin 
bu yüzden mi günlerdir 
İstanbul'da gül kokusu yayılan 
tepeler kırmızı, sular kırmızı 

İstanbul bilmeli ki, sahillerine 
mehtabı taşıyan senin bakışlarındır 
İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler 
önce senin yüreğine açılır 
uzaklarda bir yerde 
toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın 
parmaklarında hüzün 
sana doğru akan nehrin 
ağlayan suretidir 

bir elimizde umut 
bir elimizde sevda 
yürüyelim seninle İstanbul'da 
musiki kesilsin, tükensin yazı 
çaresiz kalınca mızrap ve şiir 
ozan bir kenara bıraksın sazı 
ressam fırçasına neden mi kızgın 
tuvalde çizgiler, renkler kırmızı 
kırmızıyı sevdiğini bilince 
çekilir mi artık güllerin nazı 

Anadolukavağı'nda her akşam 
burcu burcu bir rüyadır hayalin 
karanlık, hüznünü düşürür dağa 
kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar 
endamın her sabah iner toprağa 

hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz 
ayrılık acıyla süzülür kandan 
nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda 
dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler 
öylesine yorgun, mahzun ve candan 

İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda 
uykusundan uyanınca fırtına 
dalgalar türkümüze aşina olur 
yüzümüze bakınca deniz fenerleri 
sahibini arayan gemilerin 
çığlığıyla vurulur 

tarih heyelandır hainlerin ardında 
İstanbul tarihin soylu anası 
biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız 
sevdayı kız kulesi'nden 
yalıların burukluğu altında 
geçiyoruz sokaklardan delice 

anlayabilir misin 
beyoğlu'nda gezinen 
hayal kırıklığının benden türediğini 
anlayabilir misin 
kırmızı neden böyle 
doldurur aynalara inleyen yüreğimi 

sana giden yolların kavşağında 
bir adam direniyor izini bulmak için 
siliyor tanyerine akan alın terini 
ufkunda sapsarı umudun rengi 
mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah 
arıyor sessizce kaybolan günlerini 

Gülhane'de simit satan çocuklar 
nasıl anlasınlar ellerimizin 
neden böyle çekingen olduğunu 
Ayasofya önünde tramvay bekleyenler 
gökyüzüne dokunurken bu acı 
kimdir diye sorsunlar içlerinden 
birlikte yürüyen iki yabancı 

biz gitsek de, İstanbul'da yine de 
yıllar yılı gezinmeli bu sızı 
benden bir yaralı şiir kalmalı 
senden bir tebessüm, bir de kırmızı



Nurullah Genç




Nisan Yağmuru

8 Nisan 2011 Cuma



NİSAN YAĞMURU
“Şerefü’l mekan bi’l mekin.” *

Serin rüzgârlar esiyor insanı kendine getiren, acıyı tüm zehriyle içime dolduran. Uzaklaştığım kıyıların yakınlarından geçiyor gemilerim, ne çok yol almışım, ne kadar yabancılaşmışım, meğer ne uzağa düşmüşüm. Hiçbir çaba yakınlaştırmıyor, hiçbir akıntı o kıyılara savurmuyor. Rüzgârda artık benden yana, uzaklaştıkça uzaklaştırıyor. Hatıralarım yanı başımda yine de uzakta işte sevdiklerim, ruhumdan çok uzakta...

 Bazen bir nota ilişiyor gözüm, bazen bir kitabın satırında takılı kalıyor aklım, yetim kalan bir şarkının tınısı sokuluyor yamaçlarıma, buğulanıyor camlar, isimlerini yazsam diyorum gözbebeklerime. Her rüzgâr, her gece, her gündüz hatırlatmasa, camlarda kalsa adları da ruhuma yaklaşmasa, dingin şimdi sular, taşlar düşürmeseler sığ sularıma, dalgası büyük oluyor, atlatması buhranlı, soluk satırlar kalıyor geride bir de sesli sessiz, belli belirsiz ahlar...

                Dünyaya sığmaz oldu içime, hep içime, sineye çektiklerim. Düştü çiçekler döküldü yapraklarım, yıkılır sandım dünyalar, dar gelir bu gök kubbe, sandım ki karanlık gelir artık baktığım her göz, duyduğum her söz çarpar duvarlara, yerle bir olur. Sanırdım ki ben yalnızlık kalesinin sessiz bekçisi... Sanırdım ki söylenir, sanırdım ki yazılır..

                Yorgun bir şehir, gecenin gölgesinde küf kokuyor sığındığım liman, yanaşmasın  gemiler, dört tarafım dalgakıran. Kaçıyorum şimdi samimiyetsiz seslerden, kaçıyorum nasılsın cümlesine çöreklenen ihanetlerden.Kalbe uğrasa söz, bilirim uğrar benim de kalbime, dilinden zehir gibi akıp geçse de vefa, gözümden dökülür adın.Yine de sen üzülme sakın,bu kez bildiğin dilden ağlamayacağım.. Ben yine bilinmeyen zamanlarda, bilinmeyen hikâyeler yazmaktan usanmayacağım.

K.Saat


*Bir makamın şerefi,orada oturandan gelir, o kişinin güzelliği o mekana şeref verir.



Dilek Ağacı

10 Ekim 2010 Pazar


DİLEK AĞACI

Şairlerin batıl inanışları yoktur kelimenin büyüsüne inanmaktan başka.
Düşlerimi bağlamışım yarınlardan arta kalan lirik bir şiirin dallarına.
Dünyanın hengamesinde sağır kalmışım sessiz harflerin dileme çığlığına.
Yok mu hiç umut,eskimeye durmuş düşlerim dilek ağacımın dallarında.

K.Saat





Adres

29 Eylül 2010 Çarşamba


ADRES

Kuru gürültünün adresini sorsalardı,
Düşünmekten bihaber beyinleri gösterirdim,
Zira inananlar kalpleri ile düşünür,
Kalpleri ile sükut ederlerdi...

K.Saat



Edeb

28 Eylül 2010 Salı



EDEB

Küfrün saltanatını kurmuş insan zümresi,
Söz işitemez kibrin gölgesindeki şahanesi.
İmanın alır satar olmuşlar din kardeşinin,
Secdeye koyacak yüzü var mı kepazenin!

K.Saat

Hayırlı Bayramlar

10 Eylül 2010 Cuma


Bülbülüm şâd, güllerin ikramı ikram üstüne,
Haneniz görsün yine bayramı bayram üstüne.
<İskender Pala>

Hayırlı Bayramlar Dilerim Tüm Dostlara...
Bayramınız Bayram Olsun İnşaAllah,
Sevdiklerinizle birlikte...



Yıldız Tutulması

22 Ağustos 2010 Pazar


"Bir yıldızla konuştum adı SİTARE,Annesi gibi sevdim,Beşiğini salladım,Uyutamadım."


YILDIZ TUTULMASI

Bismihû...


Rahlesine geceyi koymuş bir yalnızın kalem sesi bu, siyaha küstürmesin okuduklarım, aç ellerini yıldızların oyun parkından gözlerini güldürecek hayaller getirdim. Vefanın sokağında düğün alayı kurmuşlar, yerlere saçılan anılardan sevgiler devşirdim geldim. Yetim bir çocuğun selamını getirdim, kayıp yıllarında çalan hüzün bestesinden gözlerine sürmeler çekmeye geldim, ağlama sakın, çocuk oyunları kurmaya geldim, içimdeki çocuğu avutamadım da, masallarından bir tutam uyku almaya geldim. Dinlersen eğer okuduklarımı, gecenin bestesini notasız çalmaya geldim.


Dilsiz bir mütercimim, aşkın sadrını yıkmaya geldim, tüm sesli harfleri bir bir yok olmuş alfabemi yeniden sökmeye geldim. Başımı dizlerine yaslayıp doyasıya ağlamaya geldim, aşka takılmış kirpiklerime gecenin karasından sürmeye geldim. Teselli hazretlerinin muskasını yeryüzünde unuttum, gözlerine bakıp huzur dolmaya geldim, dua için açılan ellerine ömrümün baharından çiçekler vermeye geldim. Sitem etmem, okuyamadığım satırların bilinmezliğine yanmaya geldim.


Sığındım sularına, dost diye inleyen bülbülün nidasıyla geldim. Çaldığın vefa bestesinin her notasına âmin demeye geldim. Gönlümde açan çiçekleri güldürdün ya, yollara döşenmiş taşlara aldırmam, bahar ülkesine varmanın düşüyle geldim. Kırgınlıklarımı satır aralarına sakladım, gözlerine aşina masalın büyüsü bozulmaz, külkedisinin düşüne gerçek katmaya geldim. Bak ellerimin dünyalık kirine, hayal âleminin sularında düşlerimi yıkamaya geldim. Saçlarıma yıldızlar dökülmüş, karanlık geceni yıldızlarla süslemeye geldim. Aşkın notasına basıyorum, duymuyor musun, bu dansı ruhuma lütfet diye geldim...

K.Saat
 



Dil/siz/im

22 Haziran 2010 Salı


DİL/SİZ/İM

Çatlamış insanlığın ar damarı,
Hz.Süleyman dönse tanır mı bu varlıkları.
Mahlukatın sesini duyan peygamber.
Görsen bu insanları yeniden,
Anlar mısın dillerinden!

...

K.Saat


Söz Yandı

18 Haziran 2010 Cuma


SÖZ YANDI

Sulara söz düşseydi, yangınlar çıkardı...
Bir hecenin hatrına her katre hüzünle,
Alemin tavanına külden resimler yapardı.

...


K.Saat



Duanın Şıklığı

14 Haziran 2010 Pazartesi


DUANIN ŞIKLIĞI

Herkes çok şıktı, bütün marifetler sergilendi.
Gözlerimi kamaştırdı tavır ve tutumlar.
Hal böyleyken bana yakışacak en güzel elbise susmaktı,
Zaten başka temiz elbisemde kalmamıştı.
Kuşanıp tüm suskunluğumu,
En vakur duaları kalbime doladım.
Onlar bildiklerini okudular,
Ben onların bilmediklerini.

....

K.Saat

Şaşkın/ım



ŞAŞKIN/IM

İçimden öyle bir devir geçiyor ki,
Gazze şeridine ağlamaklı bakmak gibi bir şey.
Hani öyle bir ağlamak geliyor ki,
Hangi yürekte ağırlayacağını bilememek gibi bir şey.

...

K.Saat

 












Bilme/sen de

5 Haziran 2010 Cumartesi



BİLME/SEN DE

İnsanlığın üstünde iptal yazıyor,
Merhametin üstünde, abartma...
Bir kaç soytarı zulmü kınıyor işte,
Ama unutma ki kimsesiz olunca,
Mezar taşına isim bile yazılmıyor...

...

K.Saat

Susmam


SUSMAM

Sadece en suskun yanıma denk düştü hayat,
Ben bundan sonra susamam...
Yaşamın kerteriz defterine düşüyorum tüm notlarımı,
Bundan sonra hayat sükutun en işlek yanına düşmesin diye...
 
...
 
K.Saat

Kusur

3 Haziran 2010 Perşembe


KUSUR

Kusurlu bir insanın en büyük kusuru,
Kusursuz olacağını sanması değil miydi?

...


K.Saat



 

2009 ·Ruz-i Ceza by Keziban Saat, Free Blogger Templates